Feed on
Yazılar
Yorumlar

Kız Tavlama Sanatı - Yeni Kuşak Tiyatro - Nilüfer Sanat Tiyatro
Yazan: Rebecca Gilman
Çeviren: Seçil Honeywill
Yöneten: Mehmet Ergen
Dekor ve kostüm: Pınar Şen
Işık tasarımı: Yakup Çartık
Oynayanlar: Güneş Berberoğlu, Engin Cezzar, Ece Dizdar, Beyti Engin, Cem Kurtoğlu, Sema Mağara, Serhat Tutumluer

Caligula - Eskişehir B.B. Şehir Tiyatroları
Yazan: Albert Camus
Yöneten: Ahmet Mümtaz Taylan
Çeviren: Bertan Onaran
Dramaturji: Şirin Aktemur Toprak, Şafak Özen
Dekor: Tayfun Çebi
Kostüm: Funda Çebi
Işık: Ersen Tunççekiç
Müzik: Tolga Çebi
Oynayanlar:S. Berkay Akın, Basri Albayrak, Murat Danacı, K. Sinan Demirer, İsmail Dündar, Zafer Ergül, Ali Eyidoğan, Mert Kırlak, Hakkı Kuş, Serhat Onbul, Nagihan Orhan, Yalçın Özen, Savran Perk, Sermet Yeşil, Ercüment Yılmaz, Özcan Akgöz, Hıdır Akkaya, Ferit Demirbay, Yunus Derli, Ersin Umut Güler, Çetin Karakul, Şükrü Kaya, Özcan Yürük

Ölüm Hastalığı - Théatre de la Madeleine
Yazan: Marguerite Duras
Yöneten: Bérangére Bonvoisin
Işık: Ricardo Aronovich
Ses: Philippe Cachia
Kostüm: Nathalie Raoul
Oynayan: Fanny Ardant

Geyikler Lanetler - Arca Azzurra Teatro
Yazan: Murathan Mungan
Yöneten: Riccardo Sottili
Uyarlayan: Massimo Salvianti
Kostüm: Lucia Socci
Işık: Marco Messeri, Riccardo Sottili
Ses: Roberto Nigro
Oynayanlar: Giuliana Colzi, Andrea Costagli, Dimitri Frosali, Massimo Salvianti, Lucia Socci

Hikâyeci - Dot

Hikâyeci - Dot
Konsept ve yönetmen: Murat Daltaban
Film metnini çeviren: Nermin Saatçioğlu
Ses tasarımı: Ömer Sarıgedik
Işık tasarımı: Kemal Yiğitcan
Oynayan: Melike Güner

Kaygıların Yürürlükten Kaldırılması - Lulu Menase
Yazan: Fred Vargas
Yöneten: Lulu Menase
Sahne Tasarımı: Jo Vargas
Işık: Jean-Luc Peron
Üstyazı Çevirisi: Yaşar Avunç
Oynayan: Oriane Littardi

Leonce ile Lena - Tiyatro Oyunevi
Yazan: Georg Büchner
Çeviren: Özkan Schultze, Su Olgaç, Mahir Günşiray, Claude Leon
Yöneten: Mahir Günşiray
Sahne Tasarımı: Claude Leon
Işık: Mahir Günşiray
Müzik: Alper Maral
Oynayanlar: Erkan Uyanıksoy, Nalan Kuruçim, Mahir Günşiray, Sanem Öge, Selen Öztürk, Banu Fotocan, Gökhan Ünal, Evren Teoman

Şeylerin Şekli ilk bakışta aşkı ve sanatı sorgular gibi gözüküyor. Açılış direkt olarak sanatın ne olduğu, ne olması, neleri nasıl anlatması gerektiği ile ilgili. Kapanış da bir ölçüde ne olmadığını anlatıyor. Arada ise aşk ele alınmış. Adam’ın güvensizliği sebebiyle kaçırdığı fırsatlar, Jenny’yi en yakın arkadaşına kaptırması, ama hâlâ içten içe sevmesi, bu arada güzel olduğu kadar küstah Evelyn’i bulması, ona aşık olması ama onun kendisine neden aşık olduğunu bir türlü çözememesi, sonra birazcık kendine güveni gelince başka kadınları düşünmeye başlaması, hatta Jenny’yle gecikmiş de olsa bir yakınlaşma yaşaması… Bir tür aşk öyküsü.

Ama her ikisi de asıl meselenin yan unsurları. Oyunda aşk da sanat da irdeleniyor, evet, ama asıl konu vazgeçiş. Adam tüm hayatından aşkı uğruna vazgeçiyor. Alışkanlıklarını, yaşantısını değiştirip arkadaşlarını terk ediyor. Burnunu bile yaptırıyor. Sonunda yaşadıklarının tamamının yalan çıkması, bu sorgusuz terk edişin, mutlu olmadığını düşündüğü hayattan ilk fırsatta vazgeçişin bir cezası.

Bu dönüşüm Adam’a hiç değilse bir şeyler öğretiyor. Evelyn tarafında ise bunu rahatlıkla söylemek mümkün değil. O da sanat uğruna büyük bir vazgeçiş yaşıyor aslında, tüm insanı değerlerden, kendi sözleriyle “aileden, dinden, toplumdan, devletten” uzaklaşıyor. İnandığı mutlak sanatı icra etmek uğruna, bir insanı kandırıp manipüle edebiliyor. Sonunda ortaya çıkardığı “eser” ile gurur da duyuyor. O kadar ki, pişmanlık bile hissetmiyor. Övgüler alacağını, sanat hayatına müthiş bir başlangıç yapacağını düşünüyor. Adam’a göre bu sanat değil, olsa olsa dizginlenemeyen ilgi çekme ihtiyacının bir sonucu. Ama Evelyn’in umurunda değil, o kadar vazgeçmiş insanlığından.

Şeylerin Şekli - Yeni Kuşak Tiyatro
Yazar: Neil Labute
Çeviren ve yöneten: Mehmet Ergen
Dekor ve kostüm: Neil Irish
Işık: Yakup Çartık
Oynayanlar: Esra Bezen Bilgin, Betül Çobanoğlu, Bartu Küçükçağlayan, Deniz Celiloğlu
Seyir Notu>> İki vazgeçiş

Aylar süren bekleyiş

Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler’in biletini 14 Ocak’ta almışız, 25 Nisan’daki gösterim için. Üç aydan fazla olmuş. Şu anda bu sezonun biletleri bitmiş durumda, gelecek sezonun biletleri eylülde çıkacakmış. Oyuncuların popülerliğinden kaynaklanıyor olsa da bir tiyatro oyununun kapalı gişe oynaması iyi bir şey.

Ancak bu oyun bu kadar beklenecek, bilet bulmak için uğraşılacak kadar iyi bir oyun değil. Sahnelenişinden değil, oyun metninden bahsediyorum. Temelde karı koca arasındaki zamanla aşkın yanı sıra nefreti de içerecek şekilde gelişen ilişkiyi anlatıyor. Fransızlar ikili, hatta üçlü
aşk ilişkilerini irdelemek konusunda, başka herhangi bir milletin yaklaşamayacağı denli çok üretim yapmış olmalılar. Yıpranmış ancak tükenmemiş bir sevginin, bir sürü hırgür sonunda iki sevgiliyi bir araya getirişini bu sezon Koca Bir Aşk Çığlığı’nda da izlemiştik. Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler de aynı konuda fazla yeni bir şey söylemeyen, olsa olsa kocaları karılarını ihmal etmelerinin sonuçlarına karşı uyaran bir oyun.

Oyunda artık klasikleşmekte olan bir Haluk Bilginer izledik. Ancak Vahide Gördüm’de aynı tadı alamadık. Gördüm role girememişti sanki, tavrını belirleyememişti. Bir yandan yaptıkları için vicdan azabı duyan, öte yandan kendini haklı çıkaracak sebepleri olan bir kadının ikilemini izleyemedik. Konsantrasyon sorunu vardı sanki, hatta zaman zaman prova yapmakta olan Haluk Bilginer’in karşına sırf diğer rolü okumak için çıkmış birini izliyormuş gibi hissettim. O akşama özel bir durumdu umarım.

Yine de oyun seyirciden büyük alkış aldı. Ancak bir kez daha, izleyenler izlediklerinin üzerinde ne kadar düşünüyorlar, merak ettim. Oyunun ilk perdesinde daha çok komedi unsurları ağırlıktaydı. Üstelik de sahnede, böyle bir malzemeyi çok iyi kullanan bir oyuncu var. Seyircinin neşelenmesi çok normal. Ancak ikinci perdede, işin rengi ortaya çıkıp oyun drama doğru hızla ilerlerken, Haluk Bilginer’in gayet sinirli ya da üzgün tepkileri bile seyircilerin gülüşmelerine sebep oldu. Sanki izleyici, oyunun komik yerlerini alımlıyor, gülecek bir şey bulamadığı diğer bölümleri, televizyonda reklam izler gibi boş boş izleyip, yeniden güleceği zamanı sabırla ve tetikte bekliyor. Bir küçük fırsat bulduğu anda da kahkahayı basıyor. Üstelik Oyun Atölyesi’nin seyirci kitlesi, toplumun daha yüksek eğitimli bir bölümünden oluşuyor. Yani bu tavırları daha da anlaşılmaz.

Ey tiyatro izleyicisi… Tiyatro sırf sizi güldürmek için yapılmaz. Her duruma gülmeyiniz. Trajikomik durumlarda, hatta ironik esprilerde gülerek, kendiniz komik duruma düşmektesiniz. Lütfen izlediğiniz oyunu tüketmeye değil anlamlandırmaya çalışınız. Aksi durumda hızla tükettiğiniz her şey gibi tiyatronun da bitmesine sebep olursunuz. Düşününüz… Korkmayınız, düşünmekten zarar gelmez…

Eski Gönderiler »