Şeylerin Şekli ilk bakışta aşkı ve sanatı sorgular gibi gözüküyor. Açılış direkt olarak sanatın ne olduğu, ne olması, neleri nasıl anlatması gerektiği ile ilgili. Kapanış da bir ölçüde ne olmadığını anlatıyor. Arada ise aşk ele alınmış. Adam’ın güvensizliği sebebiyle kaçırdığı fırsatlar, Jenny’yi en yakın arkadaşına kaptırması, ama hâlâ içten içe sevmesi, bu arada güzel olduğu kadar küstah Evelyn’i bulması, ona aşık olması ama onun kendisine neden aşık olduğunu bir türlü çözememesi, sonra birazcık kendine güveni gelince başka kadınları düşünmeye başlaması, hatta Jenny’yle gecikmiş de olsa bir yakınlaşma yaşaması… Bir tür aşk öyküsü.
Ama her ikisi de asıl meselenin yan unsurları. Oyunda aşk da sanat da irdeleniyor, evet, ama asıl konu vazgeçiş. Adam tüm hayatından aşkı uğruna vazgeçiyor. Alışkanlıklarını, yaşantısını değiştirip arkadaşlarını terk ediyor. Burnunu bile yaptırıyor. Sonunda yaşadıklarının tamamının yalan çıkması, bu sorgusuz terk edişin, mutlu olmadığını düşündüğü hayattan ilk fırsatta vazgeçişin bir cezası.
Bu dönüşüm Adam’a hiç değilse bir şeyler öğretiyor. Evelyn tarafında ise bunu rahatlıkla söylemek mümkün değil. O da sanat uğruna büyük bir vazgeçiş yaşıyor aslında, tüm insanı değerlerden, kendi sözleriyle “aileden, dinden, toplumdan, devletten” uzaklaşıyor. İnandığı mutlak sanatı icra etmek uğruna, bir insanı kandırıp manipüle edebiliyor. Sonunda ortaya çıkardığı “eser” ile gurur da duyuyor. O kadar ki, pişmanlık bile hissetmiyor. Övgüler alacağını, sanat hayatına müthiş bir başlangıç yapacağını düşünüyor. Adam’a göre bu sanat değil, olsa olsa dizginlenemeyen ilgi çekme ihtiyacının bir sonucu. Ama Evelyn’in umurunda değil, o kadar vazgeçmiş insanlığından.
